Rock concert audience evolution
Black Country Communion - Man In The Middle [Album: Black Country Communion 2 (2011)]
Bass, Vocals - Glen Hughes Guitars - Joe Bonamassa Keyboards - Derek Sherinian Drums - Jason Bonham
Toto - Georgy Porgy (Live in Paris 1990)
Very beautiful Toto song! This song was written by inspiration of an English language nursery rhyme ”Georgie Porgie”.
The most common Georgie Porgie lyrics are as follows:
Georgie Porgie, Puddin’ and Pie,
Kissed the girls and made them cry,
When the boys came out to play
Georgie Porgie ran away.
The Doors - The End [Apocalypse Now (1979) - Directed by Francis F. Coppola]
Dirty Loops - Cirkus (Britney Spears Cover)
Pop/fusion band from Stockholm, Sweden. Wonderful music. They’re very talented and brilliant musicians.
Vocals, Keyboards: Jonah
Bass: Henrik
Drums: Aaron
(Source: dirtyloops)
30 Seconds To Mars - Closer To The Edge [From the album This Is War (2009)]
Vocal, Guitar: Jared Leto
Guitar: Solon Bixler
Bass, Keyboards: Matt Wachter
Drums: Shanon Leto
Movie Clip Director: Bartholomew Cubbins (Jared Leto)
Tool - Vicarious
Porcupine Tree - Sentimental
A new generation funky group from Czech Republic
Bass, Vocals - Glen Hughes
Guitars - Joe Bonamassa
Keyboards - Derek Sherinian
Drums - Jason Bonham
ABBA - Summer Night City (Live at Webley-1979)
What can we say? This is ABBA. They will never come back again on this planet…
Ne söylenebilir ki? Onlar ABBA. Bu gezegene asla geri gelmeyecekler…
Jamiroquai - Seven Days In Sunny June
Güneşli bir hazirana yakışır bu parça. İnsan, hayat hep böyle olsa keşke diyor. Helikopterle ketçap getirtsek, havuza kontra-pedal pisikletle uçsak vs.
Journey - Separate Ways (Worlds Apart)
Çok sevdiğim bir gruptur. Şarkı da çok güzeldir ama klip olmamış be abi. Yani matrak bir klip çekelim denmiş ama yanlış parçaya çekmişsiniz bu klibi. Neyse klipsiz dinleyin parçayı ya da şarkı çalsın klibi izlemeyin.
Stevie Ray Vaughan And Double Trouble - Superstition
Bir Stevie Wonder bestesi olan ve batıl inanç kavramını anlatan enfes parçanın Stevie Ray Vaughan yorumu. Bulmaca tadındaki esprili klibin sonundaki süpriz de güzel olmuş.
The Doors - The End
[Apocalypse Now - (1979) - Francis Ford Coppola]
http://www.imdb.com/title/tt0078788/
Bir çıldırışın öyküsü. Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi savaş filmi. Apocalypse Now (Kıyamet) için söylenecek çok şey var. Sadece bu açılış sahnesi için bile başta filmin yönetmeni Francis Ford Coppola, görüntü yönetmeni Vittorio Storaro ve Richard Marks’dan oluşan kurgu ekibi, kusursuzluğun birer sembolü olarak omuzlarda taşınmalı, hatta heykelleri bile dikilmeli. İnsanı ekrana çivileyen bu muhteşem sahne için de The Doors’un “The End”inden daha iyi bir seçim olamazdı heralde. Evet bir çıldırışın öyküsü dedik. İşte bu çıldırış için seçilmiş bir parçadır “The End” yani “Son”. Herşeyin sonu ise kıyamettir. Coppola, kıyametin aslında önce insanın içinde başlayacağını söylemekte. Dışarıdaki kıyamet ise sadece insanın içindeki kıyametin yansımasından başka birşey değil. Filmdeki bütün karakterler, savaşın içinde kalmış her canlı kıyameti istisnasız yaşamakta. Aslında sadece savaşı anlatmayan bu savaş filmi, içinde birçok hesaplaşmayı, birçok çatışmayı barındırmaktadır. Bunlardan biri de insanın karanlık tarafıyla yüzleşmesi. Bu yüzleşme de her zaman savaşla sonuçlanmakta. Yüzbaşı Willard (Martin Sheen) Saigon’daki bir otel odasında yapayalnız bir biçimde bu savaşı vermekte bu sahnenin devamında. Zaman kavramı olmadan, alkol ve sinir krizleri eşliğinde…
Film bu görkemli sahneyle başlayıp Yüzbaşı Willard’ın Kamboçya’ya çok tehlikeli ve gizli bir göreve atanmasıyla devam ediyor. Görevi ise bir zamanlar parlak bir asker olan, kariyeri oldukça başarılı görevlerle ve madalyalarla dolu Albay Kurtz’u (Marlon Brando) bulmak. Onu bulmak için de bir nehir boyunca askeri bir botla ve emrindeki bir avuç yeni yetme askerle uzun süren bir yolculuk yapması gerekiyor. Hayatında hiç görmediği bu adamı hayatında hiç gitmediği bir yerde bulup öldürmesi isteniyor ondan. Üslerinin ona söylediği ise Kurtz’un görevini kötüye kullanmış olmasıydı. Sebep buydu. Yüzbaşı Willard için görevin en zor kısmı ise Kurtz’un Kamboçya’nın ücra bir ormanlık bölgesinde, emrindeki askerlerle ve yerli halkla kendine yeni bir dünya kurmuş olması ve burada kendini “Tanrı” ilan etmesiydi. Yolculuk boyunca kendisine verilen gizli görev dökümanlarından Kurtz’un kim olduğunu öğrenmesiyle birlikte Willard içten içe ona karşı hayranlık beslemeye başlar. Bu ise etrafında olan onca delilikle ve hayatta kalma mücadelesiyle birlikte görevini sorgulamasına sebep olur. Ne varki herşey “Tanrı”ya ulaşmasıyla netliğe kavuşur. Evet “Tanrı” yani Marlon Brando filmin son 45 dakikasına kadar görünmez. Onu sadece Willard’ın okuduğu dökümanlarda görürüz. Biz de Willard’la birlikte onu o belgelerden tanımaya çalışırız. İşte bu taktik Coppola’nın dehasının ürünüdür. “Tanrı”ya ulaşmak için sabretmelisiniz der adeta.
Coppola, çekimleri 5 yıl süren bu iki buçuk saatlik sinema şaheseriyle kariyerini ulaşılması güç bir yere taşımıştır. Bu 5 yıllık çekim süresi boyunca film içinde şimdiye kadar bir daha çekilmesi imkansız kareler elde etmiş Coppola ve ekibi. Evet film içerisindeki bu bilgisayar efektsiz savaş sahnelerini şu an saf haliyle elde etmek imkansız. Ayrıca işin ilginç tarafı bu sahneler film içerisinde süre olarak çok fazla yer tutmamakta. Mükemmeliyetçi bir yönetmen için bunlar son derece normal ve olması gereken işler aslında. Ne varki bu sahneler karşısında büyülenmemek mümkün değil. Havada 10-15 kadar helikopterden oluşan filonun operasyon bölgesine yaptığı uçuşlar ve jet uçaklarının ormana napalm bombası yağdırdığı sahneler gerçeklerinden farksız. Filmin ortalarına gelmeden, bir kıyı bölgesine yapılan çıkarma harekatında bizi resmen yavaş yavaş ve hiç belli etmeden kıyametin içine sokmakta, adeta mahşer günü neler olacağını izletmekte. O sahnelerde bir kere daha dehasına saygı duydum Coppola’nın. Ve filmin ismini neden Apocalypse Now yani Kıyamet koyduğunu daha iyi anladım. Bunun dışında dönemi için oldukça zor olan helikopter çekimleri ise birer sanat eseri. Söylediğim gibi bu sadece bir savaş filmi değildir. Bir sanat eseridir. Bir başyapıttır. Marlon Brando’nun “Tanrı”laştığı bir filmdir. Brando’nun kendi hayat görüşlerine ve muhalifliğine birebir uyan bir filmdir. Tarihine göre çok ileri bir bakış açısına sahip ve sonrasında çekilen tüm savaş filmlerine şu an bile hala ilham vermeye devam eden bir filmdir. Gerek kurgusal anlatımı gerekse Coppola’nın sinema dehasını ve hırsını en iyi yansıttığı filmlerden biri olması itibariyle sinema okullarında ders olarak da okutulmakta olan bir şaheserdir. Coppola’nın “The Godfather” dışında biz sinemaseverlere verdiği en güzel hediyelerden biridir ayrıca bu film.